Tüp Bebek Nedir ve Tarihsel Gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tüp Bebek Nedir ve Tarihsel Gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2011 Cumartesi

Tüp Bebek Tedavisinde Yanlışlar ve Doğrular

Tüp Bebek Tedavisinde bilinen yanlışlar ve doğrular!
YANLIŞLAR VE DOĞRULAR
Tüp Bebek ilk ortaya çıktığı 1980'li yıllardan itibaren başında gizemli bir mutluluk halkası ile dolaşan bir umut taciri olma özelliğini korumaktadır. Tüp Bebeğin büründüğü bu kimlik pekçok yüksek teknoloji gerektiren tıbbi uygulamaların aksine güncelliğini hiç yitirmemiş tersine medya ve ticari kaygıların ateşlemesi ile daha da pekişmiştir. Çocuk sahibi olamamanın getirdiği ailevi sosyal ve psikolojik baskıların sonucunda çiftler tüp bebeği kendileri için kurtarıcı olarak görmüşler ve bunun soncunda da etik ve ahlaki sınırları tam olarak çizilmemiş uygulamaların tıbbi çevrelerce yaygınlaştırılmasına neden olmuşlardır. Düşününki artık tüp bebek uygulamaları için medyada:
  • bundan sonra çocuksuz çift kalmayacak!
  • tüp bebek ile kısırlığa son!
  • tüp bebekten sonra şimdide genetik bebek!
  • ünlü doktor embryoları lazer ile rahime yapıştırıyor!
  • ünlü doktor tüp bebekte mucizevi formülü açıklıyor!
  • ünlü doktor dünyada en iyi gebelik oranları bizde dedi!
  • ünlü doktor yumurtalık nakli ile kısırlığa son verdi!
  • tüp bebek artık 0 başarılı!
  • artık ideal bebeğe sahip olmak elinizde!
  • tüp bebek ucuzladı: memleketim için seve seve!
  • bir tüp bebek yaptırana ikincisi bedava!
  • üç tüp bebek parası verin, gebelik olmazsa paranızı iade edelim!

Peki merkezler ve ünlü doktorlar neden bugüne hiçbir tıbbi uygulamada görülmediği kadar tüp bebeği yozlaştırdılar? Bu sorunun cevabını vermek çok da kolay olmasa gerek. Ülkemizde şu anda yaşanan karmaşa ve umut tacirliği geçmişte İngiltere, Fransa, ABD, Avusturalya gibi ülkelerde de yaşandı. Tarihe bakmak ve nedenleri buna göre irdelemek faydalı olacaktır diye düşünüyorum.

1. Tüp bebek gerçekten de kısırlığın tedavisinde devrim niteliği taşıyan bir uygulamadır. özellikle 1992 den sonra erkek kısırlığının çözülmesine neden olan mikroenjeksiyonun tüp bebek uygulamaları arasında yerini almasından sonra daha önce çocuk sahibi olma olasılığı olmayan pekçok çift için tunelin sonunda ışık belirmiştir. Ancak unutulmaması gereken halen pek çok çiftin kendi biyolojik ve genetik çocuklarına sahip olamayacağı gerçeğidir. Tüp Bebek uygulamalarında seçilmiş çiftler ve genç kadınlarda başarı P lerin üzerine çıktığı halde uygulama başına canlı doğum oranları %30’lar civarındadır. Tekrarlayan uygulamalar ile bu işe başlayan çiftlerin p kadarı sonunda gebe kalabilmekte ancak 0 unda tüm çabalar boşa gitmektedir.
2. 1980'li yılların ortasına kadar teknoloji ve tıbbi bilgi ve beceri kısıtlı çevrelerin tekelinde kalmış ancak bu yıllardan sonra tüp bebek merkezlerinin sayısında dünya çapında bir patlama yaşanmıştır. örneğin 1990'ların başlarında Londra da apartman katlarında bile tüp bebek yapan merkezler türemiş ve bu merkezler üçüncü dünya ülkelerinden gelen zengin çiftleri hedeflemişlerdir. Ancak hızla bir merkezi denetleme organı oluşturan İngiltere ve diğer gelişmiş ülkeler tüp bebek uygulamalarının etik, tıbbi ve ahlaki sınırlarını net olarak çizmişler ve reklam ve medya ile halkı yanlış bilgilendiren umut tacirliğinin önüne geçmeye başlamışlardır. Bunun beklenen sonucu olarak da mantar gibi biten merkezler birer birer kapanmış ve tüp bebek bir defa daha bu işi bilimsel ve etik olarak yapan kişi ve merkezlerin elinde kalmıştır.
3. Ülkemizde ilk tüp bebek merkezi 1988 yılında kurulmuş ve uzunca bir süre kısıtlı merkezlerde uygulamalar devam etmiştir. Bu merkezlerden yetişen kişiler bir süre sonra kendi ayaklarının üzerinde durmak için yeni merkezler açmışlar ve merkez sayısı geometrik olarak artarak bugün sadece İstanbul'da  37 merkeze ulaşmıştır.
4. Yer değiştirme ve transferlerin televizyon spikerleri ve futbolculardan daha hızlı yaşandığı bir ortamda bilimsel, etik ve ahlaki kuralların kişisel çıkar, ticari kazanç, şan ve şöhret kaygılarının gerisinde kaldığı kaypak bir zemin üzerinde oturmaktadır Türkiye de tüp bebek. Gelişmiş ülkelerdeki tarihsel süreç bizde yeni yaşanmaktadır. Taşların yerine oturması için zamana gereksinim vardır.

Peki bu sırada neler yapılmalı:
Tüketicinin yani çocuk sahibi olamayan çiftlerin haklarını korumak için kademeli kontrol mekanizmalarından oluşan sıkı bir denetleme sistemi kurulması şarttır. Bu denetleme sistemi tercihen siyasi ve ticari kaygılar gütmeyen bir çatı altında olmalıdır. Tabib odaları, veya Türk Jinekoloji Derneği bünyesinde oluşturulacak bir komisyonun bunun için en ideal olduğunu düşünüyorum. Tüp Bebek yönetmeliğinde var olan ve merkezlerin medyayı kullanarak reklam yapmalarına kısıtlama getiren maddelerin yaptırımları ile beraber işletilmesi şarttır. Şaşalı laflar, ucuz edebiyat ve gerçek dışı başarı oranlarına bilinçli medya tarafından da rağbet edilmemesi gerekir. Tiraj kaygısı ile atılan başlıklar tedavisi mümkün olmayan yaralara yol açmaktadır. Medya toplumun doğru bilinçlenmesinde lokomotif rolü üstlenmelidir.

Tüp Bebek Merkezleri gerçek başarı oranlarını (oranının pay ve paydasında neler olduğunu net olarak belirterek) ancak merkezi organlar kanalı ile ve sonuçlar dikkatlice irdelendikten sonra dissemine ettiklerinde tüketici doğru seçimini yapabilir hale gelecektir. Doğru seçim yapılana kadar açılan maddi ve psikolojik yaraların tamiri zor hatta bazen de imkansız olmaktadır. Merkezler ve yöneticileri bir araya gelip süregelen bu it dalaşına son vermek durumundadır. Günlük kaygıların gelecekte herkesin zararına olacağı açıktır. Zarara uğrayan kesimin başında ise tüketici gelmektedir. Güvenin yitirilmesine neden olacak bir ortamın yaratılması kolay ancak güvenin geri kazanılması zordur.

Sonuç olarak bilimin tıbbın hizmetine sunduğu Tüp Bebek çok geniş kullanım alanı olan ve gelecekte de son derece tartışmalı uygulamaların gelişmesine zemin hazırlayan bir yöntemdir. Bugün için merkezlere, hekimlere ve laboratuar da çalışan embryologlar düşen görev ise bu teknolojileri muhtaç insanları sömürmeden en doğru ve ahlaki biçimde kullanmaktır. Medya ise bilginin yaygınlaşmasında tarafsız ve tiraj kaygısı gütmeyen bir tavır sergilemelidir.

Tüp Bebek Nedir ve Tarihsel Gelişimi

İlk Tüp Bebek
Tüp bebek yöntemi, günümüzde her yil binlerce çift bu yöntemlerle çocuk sahibi olmaktadır.
TÜP BEBEK NEDİR ?
 
Tüp bebek yöntemi, kadından toplanan yumurtaların vücut dışında, laboratuar ortamında eşinden alınan spermlerle döllendirilmesi ve oluşan embriyoların 2 ile 5 gün sonra tekrar kadın rahmine yerleştirilmesidir. İlk kez İngiltere’de 1978 yılında tüp bebek yöntemiyle Loise Brown isimli bir kız bebek dünyaya gelmiştir.1990'lardan sonra geliştirilen yeni tedavi yöntemleriyle pek çok ilerlemeler kaydedilmiştir. Günümüzde, her yil binlerce çift bu yöntemlerle çocuk sahibi olmaktadır. Tüp bebek, önceleri enfeksiyon veya cerrahi işlem sonucunda tüplerinde kalıcı hasar oluşan kadınlarda uygulanmaya başlanmış, kısa bir süre sonra ise, kısırlığa yol açan diğer nedenlerin tedavisinde de kullanılır olmuştur. Bugün, endometriozis, nedeni açıklanamayan kısırlık olguları ve erkeğe bağlı kısırlıkta tüp bebek yöntemleri ile başarılı sonuçlar alınmaktadır. Özellikle son yıllarda uygulanmaya başlanan mikroenjeksiyon, sperm sayısının çok düşük olması ve hatta menisinde hiç sperm olmamasına karşın, testisinde sperm bulunan erkeklerin tedavisinde bir devrim olarak nitelendirilmektedir.

 
TÜP BEBEK TARİHSEL GELİŞİMİ VE BUGÜNKÜ DURUMU
1970'li yılların sonlarında ilk kez dünyanın gündemine oturan tüp bebek ve yardımcı üreme teknikleri çocuk sahibi olmayı isteyen ancak değişik nedenler ile bu olanağa sahip olmayan milyonlarca çift için umut kapısı olmuştu. Aradan geçen 30 yıl içinde hem tıp alanında hem de teknolojide yaşanan baş döndürücü gelişmeler üremeye yardımcı tekniklerde de büyük ilerleme sağlanmasına yardımcı oldu. Tüp bebek yöntemi ilk başlarda sadece tüpleri tıkalı olduğu için doğal yolla çocuk sahibi olamayan kadınlar için bir tedavi yöntemi olarak geliştirilmişti. Dışarıdan verilen ilaçlar ile yumurtalıkları uyarılan kadınların yumurta hücreleri laparoskopi adı verilen basit bir ameliyat ile vücut dışına alınıyor ve daha sonra laboratuar ortamında eşinin spermleri ile bir arada bırakılarak yumurtanın döllenmesi bekleniyordu. Döllenmiş yumurtalar embryo halini alınca kadının rahmi içine yerleştiriliyor ve gebelik oluşması bekleniyordu.

Teknik kısa zamanda tüm dünyada büyük yankı buldu ve hemen her ülkede tüp bebek merkezleri birbiri ardına açılmaya başladı. Bu yeni teknoloji oldukça büyük yatırım gerektiriyordu ve hastalar açısından maliyeti oldukça yüksekti. Dünyada açılan yüzlerce merkezde değişik araştırmalar yapılmaya başlandı ve teknik giderek gelişmeye başladı. Embryoların dondurulması ve saklanabilmesi ile transfer edilen embryoların dışında arta kalanların sonra da kullanılması gündeme geldi. Bugün embryo dondurulması ve çözülmesi ile neredeyse taze embryo transferlerine yakın gebelik oranları elde edilmektedir. 1990'lı yılların başına ulaşıldığında kadından alınan yumurta hücresi içine mikroskop altında erkeğin tek bir sperminin enjekte edilmesi ile de döllenme sağlanabildiği ve embryo oluştuğu bulundu. Bu gelişme üreme sağlığı konusunda yeni bir devrin başlangıcıydı. Mikroenjeksiyon adı verilen bu teknik ile artık çok düşük sperm sayısına sahip erkeklerin de çocuk sahibi olabilmelerinin yolu açılmıştı. Öte yandan menisinde hiç sperm hücresi bulunmayan erkeklerin ise çocuk sahibi olmaları olanaksızdı. Bu sorunun aşılması da çok zaman almadı. Menisinde hiç sperm olmayan erkeklerin testislerinden ameliyat yolu ile sperm bulunması ve bu spermler ile de mikroenjeksiyon yapılmasının geliştirilmesi bir insanın bir hayalinin daha gerçekleştiği anlamına geliyordu.

Bu gelişmelerden sonra üreme sağlığı konusunda uzunca bir süre yeni bir gelişme olmadı. Maliyetler giderek ucuzlamaya başlamış ve teknikler herkesin kolay ulaşabileceği bir hal almıştı. Ancak birbiri ardına açılan tüp bebek merkezleri kontrolsüz bir şekilde tüp bebek tedavisi uyguluyor ve bu tedavilerin en büyük istenmeyen etkisi olan çoğul gebelikler de gün geçtikçe artıyordu. İkiz üçüz hatta dördüz ve beşiz gebelikler yazılı ve görsel basında sıkça yer buluyor hatta çoğu zaman bu tür durumlar riskli gebelikler olmasına rağmen halka sempatik gibi gösteriliyordu. Gelişmiş ülkelerin pek çoğunda artık tüp bebek yöntemleri merkezi ajanslar veya dernekler tarafından kontrol edilmekte ve devlet tarafından da uygulamalar denetlenmektedir.

İçinde bulunduğumuz günlere gelindiğinde tüm Dünyada tüp bebek ve mikroenjeksiyon tedavileri hemen herkes tarafından bilinen ve kabul gören tıbbi tedaviler halini almıştır. Maliyetlerin oldukça aşağılara çekilmesi sayesinde eskiden bu tedavileri hayal olarak gören pekçok çift de çocuk sahibi olabilme mutluluğunu yaşamaktadır. Maliyetler düşerken başarı oranları da yıllar içinde giderek artmıştır.
Genetik biliminde yaşanan gelişmeler üreme ile yakın paralellik göstermiş ve bu iki bilim alanı adeta birbiri ile kaynaşmıştır. Bugün bilinen bir genetik hastalık varlığında mikroenjeksiyon uygulamasını takiben oluşan embryodan bir hücre alınarak genetik yapısı incelenmekte ve hastalığa sahip olup olmadığı anlaşılabilmektedir. Embryo yapıştırıcısı ve laboratuar kültürleri gibi yöntemler ile gebelik oranları yükseltilmektedir.

  İnsan kopyalama gibi uç örneklerin dışında kendi sperm ve yumurta hücresi ile bebek sahibi olma olanağı olmayan ya da yumurtalıkları olmasına rağmen rahimi bulunmayan kadınların durumu dikkat çeken konulardan bir diğeridir. Dünyada pek çok ülkede bu sorunların çözümü mevcuttur. Sperm bankaları ya da yumurta bağışı kendi üreme hücreleri olmayan bireylerin sorununa çözüm oluştururken rahimi olmayan kadınlar ise taşıyıcı anne adı verilen uygulamalara başvurabilmektedir. Ülkemizde ise yasalar bu uygulamalara izin vermemektedir. Buna karşın çok sayıda çift bu tür talepler ile merkezlere başvurmakta ve yurtdışına yönlendirilmektedir.

Kısaca özetlemek gerekirse günümüzde tüp bebek uygulamaları ile ilgili en önemli sorun çoğul gebeliklerin azaltılmasıdır. Kanun zorlaması olmasa bile başarılı merkezler kendi oto kontrol mekanizmalarını oluşturarak transfer ettikleri embryo sayılarını 3'ün altına indirmektedirler. Zaten bu tür merkezlerde laboratuar ortamları daha iyi olduğu ve embryo yapıştırıcısı gibi değişik ortamlar kullanıldığı için gebelik oranları yüksek olmakta ve dolayısı ile fazla sayıda embryo transfer etmeye gerek yoktur. Bir diğer güncel konu genetik incelemelerdir. Ülkemiz bu konuda oldukça ileridedir ve Avrupa'da dahil olmak üzere pek çok ülkeden çift bu amaçla tedavi olmak için ülkemizi tercih etmektedirler. Cerrahi sperm arama diğer bir güncel konudur. Son olarak yumurta ve sperm bağışı hala daha ülkemizde yasal zemin bulamamış ancak tüm dünyada yaygın olarak yapılan bir uygulamadır.