Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2011 Cumartesi

Ağız İçi Enfeksiyonları...

Çocukluk çağında özellikle de bilinçsiz bir şekilde yabancı cisimlerin ağıza sokulması....
 
Çocukluk  çağında  özellikle  de  bilinçsiz  bir  şekilde  yabancı  cisimlerin  ağıza sokulması  bu  tür  enfeksiyonların  çocuklarda  daha  sık  görülmesine  neden  olur. Ağız yarası ve bozukluklarının birçok türü olmasına rağmen en çok görülenler pamukçuk(moniliazis), uçuk ve  aftlardır.  Ağız  beslenme  yolunun  ilk  durağı  olduğu  için  bu  tür  enfeksiyonlar  genellikle  ağrı  ve  acıya  neden  olarak  en  başta  çocuğun  beslenmesinde  sorunlara  yol  açacaktır. Hatta  bazen  konuşmayı kısıtlayacak  kadar  da  ağır  olabilirler.
Yenidoğan  döneminde  çok  sık  gördüğümüz  pamukçuk  ya da  diğer adıyla  moniliazis,  Candia  Albicans  isimli mantarın  yaptığı  bir  enfeksiyondur. En  sık  sebebi ikircikli  de  olsa  anne göğsünün  gereğinden  fazla  temizlenmesidir. Çünkü  annenin  göğüs  cildinde  doğal ve  faydalı bazı  flora  mikropları  mevcuttur,  eğer  bikarbonatlı  suyla,  veya  aşırı  sabunlu  temizlikle  bu  faydalı flora   mikroplarını  öldürürsek meydan  bu  mantarlara  kalacaktır.  Annenin  göğsünün  emzirme  öncesi  kuru  bir  petle  silinmesi  ve  günde  1  kez  de  hafifçe  yıkanması  yeterlidir. Suni beslenme  uygulanıyorsa  da  silikon  mateyallerin  yeterince  sterilize  edilmemsi  en  büyük  etkendir. Mantarlara  etkili  bazı  damlalar   veya  ağız  içine  sürülebilen bazı  mor-mavi  boyalarla   7-10  gün  içinde  tedavi  edilebilir.   Ağır, iyileşmeyen  veya  sık  tekraralyan  pamukçuk  enfeksiyonlarında  bağışıklık  siteminde  bir  zayıflık  olup  olmadığı  mutlaka araştırılmalıdır.
Hem  çocuk, hem  erişkinlerde sık  görülen  ağız  enfeksiyonlarından  biri de  uçuktur. Uçuk  ağzın  içinden  çok genellikle  dudak  kenarında  görülen  ve  Hepres  simpleks  isimli  bir  virus  tarafından  oluşan  bir  enfeksiyondur.  Virus  genellilkle  çocukluk  çağında  ilk  kez  alınır,  ancak  yüz  bölgesindeki  sinir  köklerinde  gizli  şekilde  kaldığı  için  yaşam  boyunca, özellikle de bağışıklık  siteminin  zayıfladığı veya aşırı  stres  yaşanan  dönemlerde  tekrarlayabilen  bir  enfeksiyondur.  Bu  virusa  etkili  olabilecek  özel  kremlerin günde  5  kez  kadar  yoğun  kullanımıyla  7-10  gün  içerisinde  iyileşir.     
Aftlar daha sık görülür ve genellikle tekrarlar. Gerçek nedeni tam olarak    bilinmemekle birlikte, bazı uzmanlar, aftların sebebinin bağışıklık sistemi problemleri, bakteri ya da virüslerin olabileceğine inanmaktadır. Stres, travma, alerji, bazı  mineral   veya diğer vitamin eksiklikleri ya da kalıtım gibi diğer faktörler de aft oluşumunu    kolaylaştırabilir. Uçukların  aksine  bulaşıcı  yaralar  değildir,  ancak  direk  ağız  içinde,  yanak içinde, dişlerle  dudak  arasında  olduğu  için  çok  ağrılı  olabilir  ve  yemek  yemek  hakikaten  işkence haline  gelebilir.   Böyle  zamanlarda  bisküvi,  kızarmış  ekmek,  havuç  tarzı  ağızdaki  yarayı  daha  da  zedeleyebilecek  sert  ve  sivri  gıdalardan  kaçınılmalı,  ekşi-acı-aşırı  tuzlu,  aşırı  sıcak veya  soğuk  yiyecek-içeceklerden  de  sakınılmalıdır. Ağzıdaki  acıyı  azaltacak  solüsyonlar,  dezenfektan  solüsyonlar  ve  yaraların  iyileşmesini  hızlandıran kortizonlu  ağız  içi  merhemler ile  genellikle  7-10  gün  içerisinde  iyileşir.
Daha  çok  dişetlerinin  etkilendiği gingivostomatit  ise  dişetlerinde  çekilme, şişme,  kızarma,  hatta  kanmayla  seyreden  bir  enfeksiyondur.  Sebep  genellikle  anaerob  yani  oksijeni  sevmeyen  bakterilerdir.  Aftta  kullanılan rahatlatıcı  ve  dezenfektan   solüsyonların  yanında  bu  bakterilere  özel  antibiotik  benzeri  ilaçlarla  3-4  günde  hızla  iyileşir  ancak antibiotik     tedavisi  1  haftadan  önce  kesilmemelidir.
                                                                                                                                                                                                                                                                      Dr.Anıl Yeşildal

7 Kasım 2010 Pazar

boyun bakımı için yapmamız gerekenler

Boyun bakımı için ayrılacak birkaç dakika onun güzelliği ve zerafeti için yeterlidir. Yüze nasıl her gün itina edilip masaj ve makyaj yapılıyorsa aynı makyajın boyuna da yapılması gereklidir. Sabahları biraz sert bir fırça ile boyun derisi kızarıncaya kadar fırçalamanın büyük yararı vardır. Böylece kan dolaşımı hızlanır ve kaslar canlanır. Fırçalama işi bitince, cildi gerici bir krem sürmeli ve boyun üzerinde bir buz kalıbı gezdirilmelidir.

Çizgiler ve kırışıklıklar:
Boyun öylesine çabuk kırışır ki işin daha da kötüsü, boyun kırışık olunca yüzdeki hatlardan buruşuklardan daha ihtiyar gösterir insanı. Boyun kırışıklıklarını önleyen en etkili ilâç baldır. Boyuna sürülen bal yarım saat kadar tutulduktan sonra sıcak suyla yıkanır. Devamlı yapılacak bu bakım boyunun kırışmasını önlediği gibi belirmiş olan kırışıklıkları da yok eder. Boyun derisinin hafif hafif çimdiklenmesi ya da parmak uçları ile atılacak hafif tokatlar da boyun için gerekli bakıma yardımcı olur. Çimdiklemeler ya da hafif tokatlar boyun derisi kızarıncaya kadar sürdürülmeli sonra fondöten ya da pudra ile hafif bir makyaj yapılmalıdır.

Gece yatarken:
Boyuna gece bakımı yapılırken, besleyici bir krem sürülerek, aşağıdan yukarıya doğru masaj yapılmalı ve elle boyuna yavaş yavaş vurulmalıdır. Bu basit bakım düzenli yapıldığı zaman uzun yıllar güzel bir boyuna sahip olunur.

2 Kasım 2010 Salı

Çocuk doktoru yunuslar

Yunuslar engelli çocukları iyileştiriyor...
BURSA -Bursa'daki bir rehabilitasyon merkezinin iş birliğiyle başlatılan yunusla terapi sonucu engellilerde olumlu gelişmeler görüldüğü bildirildi.

Özhisar Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi CEO'su Adnan Aktaş,yunus terapisinin zihinsel, bedensel ve ruhsal rahatsızlıkları bulunan hastaların sağlıklarına tekrar kavuşabilmeleri veya rehabilite olabilmeleri için yeni kapılar açtığını belirtti. Aktaş, yunus terapisi yönteminin otizm, down sendromu, cerebral paralizi (beyin felci), beyin travması, nevrotik bozukluklar, gecikmiş konuşma bozuklukları, ekolojik adaptasyon bozuklukları, depresyon, koma sonrası durum, şiddetli psikolojik ve kompleks durumlar, kronik yorgunluk gibi birçok rahatsızlığa iyi geldiğinin görüldüğünü kaydetti.

Aktaş, yunuslarla terapide ''güçlü ve kocaman varlıkla yüzebiliyorsam kim bilir daha neler yapabilirim'' duygusunun çocuğu yeni beceriler geliştirmeye, yeni şeyler öğrenmeye teşvik ettiğini belirterek, şunları söyledi: ''Yunustan çocuğa akan bioenerjinin (yaşam enerjisi), çocuğun dikkatini, farkındalığını, şefkat duygusunu, dış dünyaya ilgisini artırdığı ve öğrenme süreçlerini 2 ile 10 kat hızlandırdığı görülmüştür. Bu dönemde çocuklar aldıkları özel eğitim ve diğer terapilerden çok daha fazla şey öğrenebilmektedir. Yunuslarla terapide çocukla yunus arasında takdir ve hayranlık duygularının yoğun yaşandığı, tüm yargılardan arınmış bir ilişki oluşur. Bu ilişki çocuğa huzur ve mutluluk verir. Kontrollü çalışmalar, yunuslarla yüzmenin depresyon giderici bir
etki gösterdiğini de kanıtlamıştır. Davranışçı psikoterapi ekolleri, yunusla yüzmenin çocuk için büyük bir ödül olduğunu, çocuğa öğretilen bazı becerilerin pekişmesi için yunusla yüzmenin kullanılabileceğini vurgulamaktadır.''
Araştırmalarda, yunusların beyinlerindeki boş bir odacıkta yüksek titreşimli sesleri (ultrasonik) üretmelerinin ve bu seslerin insanlar tarafından duyulmasa da insan vücudundan geçerken omurga ve beynin rezonans titreşimine girdiğinin, bunun da sinir ve bağışıklık sistemlerinin daha iyi çalışmasını sağladığının anlaşıldığını belirten Aktaş, şöyle konuştu: ''Konusunda deneyimli ve uzman kadro tarafından belirlenen hastalıklar doğrultusunda her gün 30'ar dakika olmak üzere 11 ile 14 gün süreyle toplam 10 seans terapi çalışması yapıyoruz. Bu sürede yunusun sevecenliği ve pozitif enerjisi hastaya yansımakta, hastanın korku ve gerginliği azalmaktadır. Terapi sonucunda engelli bireylerde olumlu gelişmeler görüyoruz.''

6,5 YAŞINDAKİ DOWN SENDROMLU ÇOCUKTAKİ GELİŞMELER

Yaklaşık 20 gün önce yunus terapisine başlayan 6,5 yaşındaki down sendromlu Adem Sert'in annesi Gülbahar Sert, ilk gün yunustan çok korkan oğlunun terapiyle çok farklı davranışlar geliştirdiğine işaret etti.Oğlunun birkaç günde kendisiyle göz kontağı kurmaya başladığını,
kardeşiyle oyun oynadığını belirten Gülbahar Sert, ''Bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Sayı saymayı bile öğrendi. Daha hızlı öğreniyor. Birçok şeyi daha hızlı kavramaya başladı. Yunuslar oğlumu çok değiştirdi'' dedi.Türkiye'de normalde 3 bin 500 ila 4 bin avro olan kişi başı terapi Bursa'da bin 600 avroya yapılıyor. Bursa'da ayda 24 kişi yunusla terapigörecek.